DOĞA MERKEZLİ, HAYVAN ÖZGÜRLÜKÇÜ , EŞİTLİKÇİ VE YATAY BİR DEMOKRASİ !

Beat kuşağının önemli şairlerinden Gary Snyder şöyle der:

“Nature is not a place to visit it is home. (Doğa ziyaret edilecek bir yer değildir, bizim evimizdir.)

 

 Maalesef  bu kötü gidişatla ziyaret edilecek bir doğa bile bulamayacağız. Bilim insanlarının ve aktivistlerin aktardığına göre, sanayi devrimi denen süreçle beraber doğanın yıkım süreci de başlamış oldu. Endüstriyel kapitalizmin yeryüzünü bir kâr nesnesi haline getirmesiyle beraber, insanmerkeziyetçi mütehakkim sistemler egemen olmaya başladı. Bazı yerli ve kadim inançlarda kutsallık yüklenen gezegenimiz, sermaye sınıfı tarafından kullanışlı bir malzeme olarak görülmüş, biricik yuvamız olan dünya hızla kirletilmeye ve yok edilmeye başlanmıştır. İlerleme için hak ve eşitliklerin gelişimi değil de, sömürü teknolojisi ve betonarme şehirler ölçü alınınca bir avuç şirket ve devlet zenginleşmiş, halkların çoğunluğu ise yoksullaşmış ve doğa yıkımının sancılarını fazlasıyla hissetmiştir. Kirli hava, katkı maddeli ürünler, temiz su kaynaklarının kirlenmesi veya yok edilmesiyle envai çeşit hastalık ortaya çıkmış, kanser vakalarında patlama yaşanmış ve toplum sağlığı ciddi tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Tüketim ve sömürü sisteminin varlığı sadece insan türünü değil, gezegenimizin asıl sahibi olan diğer canlı türleri için de büyük riskler taşımaktadır. Nitekim yaşam alanlarının kaybolmasıyla sayısız canlı türü yok olmuştur.

 

Jeremy Brecher'in, İklim Direnişi: Bir Hayatta Kalma Stratejisi kitabı, bu konuda ufuk açıcı önemli bir kaynaktır. Bu kitap, İklimin Korunmasındaki Başarısızlığın Sebepleri ve İklimin Korunmasına Yönelik Makul Stratejiler şeklinde iki bölümden oluşuyor. Brecher özetle; iklimin korunması için mükemmel bir strateji bekleyecek vaktimiz olmadığını, en iyi stratejiyi bulmanın ve hemen şimdi harekete geçmenin gerektiğini hatırlatır. İklim mücadelesinin neden başarısız olduğuyla ilgili ise şunu söyler: "Rahatsız edici cevap şuydu: Dünyanın ekosferini koruma gerekliliği, dünyanın en güçlü kuruluşlarını tehdit ediyordu. Hükümetler, uluslararası kontrolleri kabul etmek zorunda olacak, şirketler de çevreye zarar verme pahasına kazanacakları paralardan vazgeçmek zorunda kalacaklardı. Askerî kurumlar, havaya ve suya zarar veren savaşları ve silahları bırakmak zorunda kalacaklardı. Bunun da ötesinde, neredeyse herkes yaşam şekillerinde önemli değişiklikler yapmak zorunda olacaktı."

 

Brecher konuyu özetlemiş ve ne yapmak gerektiğini de kendince söylemiştir. Tüm dünya halkları bu konuda bir mücadele ortaklığı içinde hareket ederse yuvamızı kurtarabiliriz. Aksi takdirde hepimiz doğa yıkımı yüzünden büyük acılar çekeceğiz! Belki de yıkıcı ve öğütücü sistemin en doğru alternatifi doğa merkezli, hayvan özgürlükçü, eşitlikçi ve yatay bir demokrasinin inşasıdır.

 

Görsel: Horst Haitzinger 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GELECEK ÜZERİNE

SPİNOZA İLE TANIŞMAK

SPİNOZA'NIN GÖZÜYLE DEMOKRASİ