Kayıtlar

Aralık, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DÜNYANIN NAZİLEŞMESİ

Resim
Faşizm, nefretin en uç semptomlarından biri diye tanımlanabilir. Faşizmin kendiliğinden oluşmadığını, sosyokültürel bir tahakkümden beslendiğini bilmek gerekiyor.   Faşizmin genel özellikleri; anti demokratik bir lider kültü, totaliter bir parti rejimi, şovenist bir ideolojik çizgi ve mutlak iktidar diye özetlenebilir. Aynı zamanda, hukuk dışı güç aygıtlarıyla çalışan zorba bir yönetim biçimidir.   Tarihin en karanlık dönemleri, faşistlerin veya diktatörlerin hakimiyetinde geçen zamanlardır. Bu en karanlık dönemlerden biri de, bilindiği gibi Nazi dönemidir. Nazilerin, yoksullaştırılmış halk kitlelerinin üzerinden iktidarlaştıkları bilinmektedir. Sınıfsal eşitsizliklerin nedeni olarak da, başta Yahudi toplumu olmak üzere azınlıkları hedef olarak gösterdiler. Kitleleri emperyal ve kapitalist bir cennet hayaliyle büyülediler. Bu etkileşimin sonucunda, korkunç bir yıkımla karşılaştılar.   Son zamanlarda, küresel çapta radikal sağın güçlenmesi, bir "Faşizme d...

TAOCU FELSEFE

Resim
Taoizmin bazı tarihsel evreleri, diğer dinlerle benzeşen bir ruhanilik anlayışına sahipse de, felsefî bir akım olarak güncel yorumuyla, etik ve politik prensipleri açısından liberterian bir damar içermiştir. Bu açıdan katılsak da katılmasak da, olumlu özelliklerini gözardı etmemeliyiz.   Taoizm felsefesi, kısaca, doğanın işleyişine ve yasalarına uyum hali diye tanımlanabilir. Gönüllük esasına dayanır, toplumsal mühendislik gibi hedefleri yoktur. Tanrı anlayışı otoriter değildir. "Tao" isimlendirilemez; bir çeşit yaşamın ruhudur.   Taocu felsefede, birbirinden doğan ve birbiriyle etkileşim halinde olan tüm ikilikler, "ying-yang" olarak ifade edilir. İç içe geçmiş bu zıtların uyumunu sağlamak için de, kendimizi Yol'un akışına bırakmamız gerektiği söylenir. Taoculuk; zenginlik, kariyer veya statü vaad etmez. İçgörü, dinginlik, etik ve taocu bir tekâmül vaad eder.   Taocu felsefede, diğer uzakdoğu inançları gibi, meditasyona önem verilir. Bilindiğ...

İLİŞKİLERDE NARSİZM VEYA NARSİSTLERİN İLİŞKİSİ

İlişkilerin insan yaşamı üzerindeki etkisi yadsınamaz. Dolayısıyla başta duygusal ilişkiler olmak üzere sosyal ilişkiler konuşulmaya değer önemli bir konu haline gelmektedir.  Etrafımızı dikkatlice gözlemlediğimizde, toksik ilişkilerin bir hayli yaygın olduğu göze çarpmaktadır. Bu tür ilişkiler hem bireylerin bağlanma biçimi ve kişilik kompleksinden kaynaklanır hem de bireyi içine alan ve şekillendiren sosyo-kültürel gerçeklikten beslenir. Narsistik eğilimlerin yok sayılması insanı anlamayı imkansızlaştırırken, insanın narsistik eğilimlerini yüceltmek ve onu narsisizmle sınırlandırarak tanımlamak da bir yanılsamaya yol açmaktadır. Duygusal ilişkiler içinde en yorucu ilişki biçimlerinden biri, narsist ve manipülatif ilişkilerdir. Narsist kişilik bozukluğu olan partnerler, ilişkilerde çeşitli manipülasyonlara başvurarak dominant davranmaktadır. İlişkilerdeki duygusal yoğunluk bu tür manipülasyonların fark edilmesini geciktirebilmektedir. Manipüle edilen birey, ilişki sonrası ardına...

YAŞAMA ÇAĞRI !

Resim
Dünya gittikçe büyük bir mezarlığa dönüşüyor. Çocukların katledildiği bir yeryüzünde, insan konuşmaktan utanıyor. Fakat tüm bu zifiri karanlığa, politik ve etik krize karşı "sessiz kalmak", bir alternatif olamaz. Tam tersi, cinayetleri olağanlaştırır ve sıradanlaştırır. Dolayısıyla, ölen her masum için bir çığlık olabilmeliyiz   Nefretin ve şiddetin lanetli bir salgın gibi yayıldığı, aklın ve kalbin çürüdüğü bu çağda, servetten ve tahakkümden değil yaşamdan ve eşitlikten yana olmak lazım. Hiçbir politik çıkar veya ekonomik kazanç, bir çocuğun canından daha değerli değildir. Sadece kendi türümüzü değil, dünyanın gerçek sahipleri olan diğer canlıların yaşam alanlarını da yok ediyor, sömürüyor ve katlediyoruz.   Barış; davranışlarımız, yaşam alanlarımız ve politik tutumuzdan bağımsız değildir. Eğer yapısal ve sosyal bir şiddetin besin kaynağıysak, kendimizi sorgulayabilme cüretini gösterebilmeliyiz. Düşünsel, duygusal ve davranışsal değişimi kendimizden başlatma...

BİR İNSAN HAKKI İHLALİ OLARAK YALNIZLIK

Resim
İnsan türü dahil çoğu canlının evrimsel gerçekliğinde sosyal bağlar son derece önemlidir. Sosyal bağlar aracılığıyla kolektif bir üretim, yarar ve amaç inşa edilir.k arşılıklı sorumluluklar, diğergamcılık ve dayanışma gibi olumlu özellikler birçok canlının evrim süreci içinde kazandığı ve edindiği özelliklerdir. Kropotkin gibi anarşist bilim insanlarından Frans de Waal gibi etolog ve primatologlara kadar birçok bilim insanı ve araştırmacı, insan türünün şiddet içeren ilkel fonksiyonlarının yanında dayanışma içeren pozitif eğilimlerinden de bahsetmişler.  Son dönemlerde artan teknolojik tahakküm ve benmerkeziyetçi yaşam biçimleri nedeniyle insanlar sosyal bağlarını kaybetmekte, nufus açısından kalabalıklaştıkça da birbirinden soyutlanıp yabancılaşmakta ve yalnızlaşmaktadırlar. Zorunlu yalnızlıktan kaynaklı depresyon, intihar ve cinnet vakaları nedeniyle de birçok ülkede yalnızlıkla mücadele politikaları üretilmektedir. Kapitalistler boş durur mu? Bunu fırsat bilip durum...

BONOBO VE ATEİST KİTABINA DAİR

Resim
"Empati" ve "dayanışma" gibi davranışların, sadece insan türüne özgü değil, birçok tür için de geçerli olduğunu duysanız ne düşünürdünüz?   Yaygın bilinen yanlışlardan biri, insan dışı canlıların duygusuz ve salt vahşi olduklarıdır. Halbuki birçok canlı türünde, özellikle de akrabalarımız olan maymun türlerinde, "empati" ve "işbirliği" gibi davranışlar oldukça yaygındır.   İnsan merkeziyetçi ve yüceltimci anlayışların ezberini bozan Frans de Waal, "Bonobo ve Ateist" kitabında, primatlar arasındaki ahlakî davranışları gözlemleyip yorumlamakta ve çok sayıda örnek vermektedir. Örneğin Bonobolarla ilgili şu örnek oldukça çarpıcıdır: Görme ve işitme engelli bir Bonobo maymununa, topluluğun diğer üyeleri tarafından sırayla bakıldığı bilinir.   Matriarkal bir sosyal yaşantıya sahip olan Bonoboların sorumluluk ve duyarlılık seviyesini göstermesi açısından bu örnek önemlidir. Zira bilindiği gibi, Darwin de, ahlakın doğrudan do...

DOSTLUK: KAPİTALİZMİN VE İKTİDARIN SIZMADIĞI BİR TENHA

Resim
Aile ve benzeri ilişki biçimleri zorunluluktan kaynaklı kurumsal bir gelenekten kaynaklanırken; dostluk gibi havzalar, gönüllü bir seçimin eseri olarak, egemen ve yaygın kurumsallıktan ziyade entelektüel gelişime açık, verimli ve besleyici bir dayanışma bağıyla inşa edilebilir. Ki bu egemen tasalluta karşı alternatif bir ilişkiler ağı şeklinde yaşanabilir. Kapitalizmin sızmadığı, ele geçiremediği bir tenha olarak…   Hiç kuşkusuz, dostluğun da karşılıklı etik ve sorumluluklar gibi kıstasları veya sınırları vardır. Bana göre kalıcı bir dostluğun sırrı, özgünlüklerin korunduğu ve aynılaşmanın olmadığı eşit koşullardır. Alışkanlık ve kalıplardan ziyade değişime açık bu tür özgün dostluklar nadir bulunur ve yaratılması emek, özen ve zaman ister.   İlişkilerin yüzyüze ve doğrudan bir demokratikleşme modeli haline gelerek  egemen ve baskıcı normlardan ayrışması, gündelik yaşamı ve toplumsal alanları özgürleştirebilecek yoldaşlıkları da üretebilir. Böylece özgürlü...

JACQUES LACAN'IN KURAMINA KISA BİR DEĞİNİ

Resim
Yıllar önce Lacan'ı duyar duymaz, merakla kendisine dair metinleri okumaya başlamıştım. Hemen arkasından, J.D.Nasio'nun "Jacques Lacan'ın Kuramı Üzerine Beş Ders" kitabını edinmiştim. Bu kitabı okurken, kitapla yorucu bir kavgaya tutuştuğumu hatırlarım. Fakat Lacan'ın teorisini tam anlamıyla öğrenmek adına acele etmemek gerektiğini de anlamıştım. Zira Lacan'a ilişkin en büyük handikaplardan biri, akademik temeli ve yoğun düşünce uğraşı gerektiren  çalışmalarının kavranma zahmetine girilmeden olumsuz algılanmasıdır. Nitekim Chomsky dahi bu tuzağa düşmüş ve haylazca kendisine "Şarlatan" demiştir. Anlaşılması güç, karmaşık, çok boyutlu ve dinamik teorisiyle bilinen Lacan'ın 24 semineri ve kaleme aldığı bazı kitapları olduğu söylenmektedir. Politikadan  sanata, edebiyattan felsefeye birçok alanda büyük etkiler yarattığı bilinmektedir.   Lacan'ın en dikkat çekici özelliği, Freud'u yeniden yorumlamasıdır. Bu yüzden, durduğu y...

ARABİ ÜZERİNE

Resim
Spinoza üzerine yazdığım metni yayımladıktan hemen sonra bu metni yazıyorum. Ne alaka denilebilir; Arabî üzerine düşünmek, ona  dikkat çekmek kimilerince tuhaf karşılanabilir. Öyle düşünüp hissetmediğimi belirtmek isterim, ikisi de tarihsel ve düşünsel açıdan önemli şahsiyetlerdir diye düşünüyorum.   Arabî'yi ilk olarak "Fususu'l-Hikem" kitabıyla tanımıştım. Ayşe Şasa'nın hayat hikâyesi üzerindeki etkisini öğrenince de merakım iyice artmıştı.   Arabî, ya yüceltilmiş ve "Şeyh'ül Ekber" olarak görülmüş ya da nefret edilerek "Mülhid" ilan edilmiştir. Hem nefret hem de sevgi nesnesi olması, Müslümanlar üzerindeki güçlü etkisini göstermektedir. Arabî'ye ilişkin çok sayıda kitap bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı şöyle: Toshihiko Izutsu'nun, "İbn- i Arabî'nin Füsus'undaki Anahtar Kavramlar" ; Muhammed Hacı Yusuf'un "İbnü'l Arabî: Zaman ve Kozmoloji" ; Lan Almond, "İbni Arabî ve D...

SPİNOZA İLE TANIŞMAK

Resim
Spinoza, kimilerince panteistik kimilerince de ateistik diye değerlendirilebilen monist bir felsefi görüşe sahiptir. Spinoza'ya göre aşkın bir tanrısallık ve yaratılış amacı yoktur. Özgür irade düşüncesi ise yanılgıdır. Herşey kendi içinde bazı özsel zorunlulukları beraberinde getirir. Spinoza için "Töz", kendi kendisinin doğasını belirleyebildiği için özgürdür. Bu bağlamda "özgürlük", kendi doğasının  zorunluluğuna göre eyleyen şey demektir. Doğa da olumsallık yoktur, zorunsallık vardır. Spinoza'nın Tanrı, yani Doğa anlayışı; donuk veya sabit değildir, sürekli oluşlar içerir. Spinoza'ya göre herşey, doğanın modusları, bir çeşit vecheleri veya halleridir. İnsan türü de ayrıcalıklı ve üstün bir tür değil, sonlu moduslardan biridir.   Spinoza için zihin ve beden ayrışık değildir. Zihin ve bedene ilişkin görüşleri birçok açıdan şaşırtıcı bir şekilde günümüz bilimiyle de örtüşmektedir. Spinoza felsefesinde duyguların sınıflandırılmasında iki...