Kayıtlar

Haziran, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HAKİM GÜZELLİK ANLAYIŞI VE OLUMSUZ ETKİLERİ

Kapitalist anlayışa göre, ideal insan ölçüleri şunlardır: Beyaz olmak, sağlamcı ölçülerin dışında olmamak (engelli olmamak gibi), heteroseksist olmak, zengin veya statü sahibi olmak… Egemen ölçülerin dışında kalan bireyler, hayatın her alanında gizli veya açık bir şekilde elenir ve dışlanabilir.   Egemenlerin tekelinde şekillenen bu hakim anlayışlar, son dönemlerde esnekleşerek tüm dünyayı kuşatan bir hal aldı. Genç olmak ve kalmak, karizmatik veya seksi olmak da kıstaslar arasına katıldı. Güzellik veya yakışıklılık ölçüleri, eskiden kültürden kültüre veya bireyden bireye değişkenlik gösteriyordu. Ancak kapitalist kültürün popüler kültür ve teknoloji yoluyla (sosyal medya) yayılması ve yerleşmesiyle, standart güzellik ölçüleri küresel anlamda hakim olmaya başladı. Hakiki bir kusurla yaşamaktansa dijital bir cennette yaşamayı seçenler, sosyal rekabetten kaynaklı anksiyete vb hastalıklara tutulmaya başladı. En büyük kusurun mükemmelliyetçilik olduğunu fark edemeyenler sürekli ...

KOMPLO TEORİLERİNİN CAZİBESİ ÜZERİNE (!)

Resim
Envai çeşit komplo teorileri üretiliyor. Pandemi döneminde salgının İsrail ve Amerika tarafından ortaya çıkarıldığını söyleyenler bile vardı. Son büyük depremlerin başta ABD olmak üzere küresel güçler tarafından üretildiğine inananlar var. Uzaylı türlerin dünyayı yönettiğini düşünenlerden dünyanın düz olduğunu düşünenlere kadar sayısız komplo teorisi mevcut. Hiçbir bilimsel temeli ve nedenselliği olmayan, gerçeklikten kopuk, hatta gerçeğin üstünü örten bu tür teoriler, bazen ticari (bazı ufologlar), bazen ideolojik amaçlı (özellikle dinci veya milliyetçi çevreler), bazen de zihinsel tembellik ve kolaycılıktan ortaya çıkmaktadır. Çünkü araştırmak, kavramak ve sorgulamak zihinsel bir emek ve çaba gerektirmektedir.   Komplo teorilerinin cazibesi irrasyonel kültürel yapılardan da kaynaklanmaktadır. Tarihte saltanat yanlısı din adamları, meleklerin ve cinlerin cinsiyetlerini ana gündem haline getirerek, sömürü sistemlerini dinsellikle perdelemişlerdi. Kadercili...

YERYÜZÜ BAHÇESİNİN ESKİ SAKİNLERİ : İNSANSI TÜRLER !

Resim
  Tek insansı türün biz olmadığını ve onbinlerce yıl önce yalnız olmadığımızı biliyor muydunuz?   Son dönemlerde hızlanan bilimsel keşifler heyecan verici sonuçlara ulaştı ve yaşam ağacından çok sayıda insansı canlının türediği kanıtlandı. Şimdiye kadar keşfedilen bazı akraba insansılar şunlar: Neandertal, Denisova, Homo  Floresiensis   vb sayısız tür… Keşifler çoğaldıkça insansı türler hakkındaki bilgimiz de genişliyor. İnsansı türlerin bazıları Sapiens türünden önce kaybolurken, bazıları da bir müddet Sapiens ile yaşadıktan sonra kayboldu. Etkileşimlerle birlikte Sapiens'e karışanlar olduğu gibi, Sapiens'in şiddeti sonucunda yok olanlar da oldu. Sapiens istilacı olduğu kadar uyum becerileri yüksek ve zekâ kabiliyeti gelişkin bir türdür. Ki beynimizin de evrim sürecinden bağımsız olmadığı bilinmektedir.   Evrim, bilimsel bir gerçek olmasına rağmen kimi yerlerde oldukça sınırlı öğretilmektedir, dolayısıyla bilinme...

SEVME VE İLİŞKİ BİÇİMLERİMİZ

Resim
Sevme ve ilişki biçimlerimiz birçok çeşitlilik barındırır. İlişkilere yol açan seçim ve beğeni ölçülerinin kapitalist kültür ve egemen normlardan bağımsız gelişmediğinin de farkında olmak gerekir. Beğeniler kişiden kişiye farklılık gösterse de; aile bağları, ruhsal dünya, sınıfsal koşullar, sosyal faktörler, hakim güzellik/yakışıklılık ölçüleri ve sağlamcı ideoloji gibi birçok unsur içerir. Dolayısıyla sevme ve ilişki biçimlerinin ayrıksı ve özgün olanları enderdir. Kimileri altı çeşit aşktan bahsetmektedir. Tutkulu, özgeci, sahiplenici, oyuncu, arkadaşça ve mantıklı aşk gibi…   Birbirini sevmek ve önemsemek, hiç kuşkusuz küçümsenmemelidir. Fakat birbirinin özgürlük alanlarına  saygılı olan, kendisine yabancılaştırmayan  ve tabiri caizse faşist bir ruh haline büründürmeyen sevme biçimleri makbuldur. İlişkilerdeki belirsizlik, hem çekici hem de risklidir. Çünkü ilişkinin sizi götüreceği yer beklenmedik uçurumlar da olabilir. Dolayısıyla ilişkiye girmek ve sür...

SEKÜLER BİR ETİK VE LAİK POLİTİKA AÇISINDAN İKTİDAR VE MUHALEFET

Sekülerizm ve Laisizm heterojen olsalar da, en bariz özelliklerinden biri, anti-teokratik olmalarıdır. Teokratik yönetimler, egemen din anlayışının tektipleştici ve baskıcı politikalarını benimserken; laik yönetimler ise, dinsel hükümler yerine çoğulculuktan kaynaklı ve dinden bağımsız bir yönetim anlayışına sahiptir. Laiklik, daha çok devlet yönetimlerini çağrıştırırken ve kapsarken; sekülerizm, daha bireysel ve sosyal yaşam biçimlerini de içerir. İdeal ve demokratik laik anlayışa göre,  tüm yurttaşlar ayrım gözetmeksizin bağımsız hukuk önünde eşittir. Kendilerini laik diye tanımlayan bazı yönetim biçimlerinde, militer ve otoriter yapılarından dolayı ayrımcı uygulamalara imza atılmışsa da, her laiklik iddiasının laiklikle örtüştüğü söylenemez. Laik yönetim ve seküler anlayışlar eleştirilerden muaf değildir fakat büyük kazanımları da gözardı edilemez. Bu bağlamda, seküler birikim ve tecrübelerin değersizleştirilmesi de kabul edilemez.   Tahakküm ve sömürü karşıtı, seküler ve...

DOĞA MERKEZLİ, HAYVAN ÖZGÜRLÜKÇÜ , EŞİTLİKÇİ VE YATAY BİR DEMOKRASİ !

Resim
Beat kuşağının önemli şairlerinden Gary Snyder şöyle der: “Nature is not a place to visit it is home. (Doğa ziyaret edilecek bir yer değildir, bizim evimizdir.)    Maalesef  bu kötü gidişatla ziyaret edilecek bir doğa bile bulamayacağız. Bilim insanlarının ve aktivistlerin aktardığına göre, sanayi devrimi denen süreçle beraber doğanın yıkım süreci de başlamış oldu. Endüstriyel kapitalizmin yeryüzünü bir kâr nesnesi haline getirmesiyle beraber, insanmerkeziyetçi mütehakkim sistemler egemen olmaya başladı. Bazı yerli ve kadim inançlarda kutsallık yüklenen gezegenimiz, sermaye sınıfı tarafından kullanışlı bir malzeme olarak görülmüş, biricik yuvamız olan dünya hızla kirletilmeye ve yok edilmeye başlanmıştır. İlerleme için hak ve eşitliklerin gelişimi değil de, sömürü teknolojisi ve betonarme şehirler ölçü alınınca bir avuç şirket ve devlet zenginleşmiş, halkların çoğunluğu ise yoksullaşmış ve doğa yıkımının sancılarını fazlasıyla h...

SOL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR PERSPEKTİFLE MÜLTECİ VE SIĞINMACI MESELESİ

Zenofobi birçok ülkede artmaktadır. İklim krizi, sınıfsal eşitsizlikler, politik baskı ve savaşlar nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanlara karşı sistematik bir şekilde bazı sağcı çevreler tarafından nefret kampanyaları düzenlenmekte ve hedef haline getirilmektedirler. Ucuz işgücü olarak sermaye tarafından sömürülen sığınmacılar, egemen kimlikler tarafından da nefret objesi haline getirilmektedirler. Medya, internet ve siyaset alanı üzerinden ayrımcı ve hedef gösterici haberler yapılmakta, sığınmacılar toplumsal huzursuzluğun ana faili olarak gösterilmektedir. Halbuki tüm araştırma ve veriler, sığınmacı veya göçmenlerden kaynaklı suç oranlarının oldukça düşük olduğunu göstermektedir. Zaten zenofobinin kitlesel bir nefret salgınına dönüşme nedeni, gerçeklikten kopuk şoven ve proveke edici paranoyaların ve doğrulanamayan bilgilerin dolaşıma sokulması ve halkların birbirine karşı önyargıyla donatılmasıdır. Medyanın sosyal ve yapısal eşitsizlikleri örten ve gerilimi artıran çarpık...

GERONTOKRASİ VE AGEİSM ÇERÇEVESİNDE SOSYAL AYRICALIKLAR VE EŞİTSİZLİKLER

Resim
Bilindiği gibi Gerontokratik gelenekler katı bir yaş hiyerarşisine dayanır. Yaşça büyük olanlar çeşitli ayrıcalıklar taşır ve bağlı bulundukları topluluk üzerinde söz sahibi olurlar. Coğrafyalara göre değişmekle beraber, çoğunlukla patriyarkal olan bu "yaşlı" tahakkümü, halen açık veya gizli bir şekilde varlığını sürdürmektedir. İçinde yaşadığımız coğrafyada da, aile kurumundan iş alanlarına, siyasetten din alanına kadar genellikle erkek egemen biçimiyle yaşça büyüklerin hakimiyeti geçerlidir. Ageizm ise, daha çok yaşlılık karşıtı ayrımcılıkları ifade etmek için kullanılsa da, tüm insanlara karşı ön yargıya dayalı yaş ayrımcılığı anlamına gelmektedir.   Özellikle pandemi döneminde, ageizmin varlığı ve yaygınlığı gözle görünür bir şekilde ortadaydı. Kapitalist kültürlerde hız, tüketim ve gösteri gibi alanlarda gençlerin potansiyel bir müşteri olmaları ve birçok sektörün sürdürülmesinde bu kuşakların etkin olması gidişatı hızla tersine çevirdi ve eşitsiz ilişkiyi...

ŞİMDİ SAKİN OL VE O ERİLLİĞİ YAVAŞÇA YERE BIRAK !

Resim
Maalesef ben bir erkeğim. Sadece despot eril tahakkümün faili değil, mağduruyum da. Ayrıcalıklarından faydalandığım egemen toplumsal erkekliğin en büyük kazığını yemiş biri olarak konuşuyorum: Hiçbir zaman kendime yetebilen, kendi kendimi sürdürebilen özgür ve güçlü bir yaşam iradem oluşmadı. Çünkü emek dökmeden yemeğin ayağıma gelmesi, sürekli erkek egomun okşanması, kibrimin beni ele geçirişine sebebiyet vermekle kalmadı, beni yetersiz ve bağımlı bir kişilik haline de getiriyor. Tıpkı milyarlarcası gibi... Yemeğini bile kendisi yapamayan, alış-verişe çıkamayan, sorumluluk almaktan aciz zayıf bir insanım. Bana ya tüm erkek olma gücümle ezmemi ya da ezilmemi salık veriliyor. Erkeklik dünyasında şefkate, sevgiye ve eşitliğe yer yok. Güçlü olduğun oranda varsın. Okulda, askerde, işyerinde, ilişkilerinde, aile içinde sürekli tahakküm (güç) merkezli ilişkiler ağı ve yaşama biçimiyle toplumsal erkeklik sinsice içimize işliyor, bizi zehirliyor.   Ben ezenlerden olamadım hi...

TOPLUMSAL CİNSİYET BAĞLAMINDA BİR ŞARKININ ANATOMİSİ

Resim
Sokak kadını vicdansız sürtük Bir zaman seninle ne günler gördük Sokak kadını Allahsız sürtük Bir zaman seninle ne günler gördük… Bülent Gökçe   Patriyarkal otoritenin tüm kültürel belleğini bir şarkıya sığdırmış bu yetenekli abimiz(!). Bu şarkı sözleri, erkeklik hastalığının tüm semptomlarını bünyesinde barındırıyor. Ağzından maşist şehvet salyaları akan bu acılara müptela yaralı “aslan”, (aslan antroposentrik -insan merkeziyetçi- anlam örgülerinin işaret ettiği güç sembolüdür. Ben metaforik bir ironi ile kullandım) arzu metaforu olarak kodladığı kadın cinsiyetini, tahakkümcü algı ve pratiği içinde öğütemediğinden dişiliğini ötekileştirerek lanetler. Bu iffetçi anlayışa göre, kendisinin gönüllü tecavüzüne boyun eğmeyen kadın (düşman cinsiyet) bir başkasının tecavüzüne müstahak kirlenmiş bir karşıt ötekidir. Nomos (namus) kuralını ihlal ederek Lilith misali şeytanileştirilerek, düşmana, yani rekabet ettiği diğer erkeklere izafe edilir. Kendisine boyun eğmiş olsay...