HAKİM GÜZELLİK ANLAYIŞI VE OLUMSUZ ETKİLERİ
Kapitalist anlayışa göre, ideal insan ölçüleri şunlardır: Beyaz olmak, sağlamcı ölçülerin dışında olmamak (engelli olmamak gibi), heteroseksist olmak, zengin veya statü sahibi olmak… Egemen ölçülerin dışında kalan bireyler, hayatın her alanında gizli veya açık bir şekilde elenir ve dışlanabilir.
Egemenlerin tekelinde şekillenen bu hakim anlayışlar, son dönemlerde esnekleşerek tüm dünyayı kuşatan bir hal aldı. Genç olmak ve kalmak, karizmatik veya seksi olmak da kıstaslar arasına katıldı. Güzellik veya yakışıklılık ölçüleri, eskiden kültürden kültüre veya bireyden bireye değişkenlik gösteriyordu. Ancak kapitalist kültürün popüler kültür ve teknoloji yoluyla (sosyal medya) yayılması ve yerleşmesiyle, standart güzellik ölçüleri küresel anlamda hakim olmaya başladı. Hakiki bir kusurla yaşamaktansa dijital bir cennette yaşamayı seçenler, sosyal rekabetten kaynaklı anksiyete vb hastalıklara tutulmaya başladı. En büyük kusurun mükemmelliyetçilik olduğunu fark edemeyenler sürekli hayali bir ideal için çabalıyor. Görünür olma ve öne çıkma çabası, hayatın rekabete indirgenmesine yol açıyor. Erkek bakışın ve aklın şekillendirdiği seksilik imgesi ve kusursuz beden ölçütüne uymayan kadınlar küçümseniyor ve işe alımlarda bile elenebiliyorlar. Engelli bireyler dışlanıyor; çocuklar ve hayvanlar bile çirkinlik ve güzellik kategorileri üzerinden sevilmeye başlanıyor.
Hiç kuşkusuz beğeni ve zevklerimizin olması doğal fakat bunların sistemin tekeli ve etkisiyle belirlenmesi ve ayrımcılığa yol açması ciddi bir sorun. Düşünsel ve düşsel derinlik, duygusal zeka, etik ve sorumluluk bilinci yerine imaj ve görselliğin bu denli öne çıkarılması, tüketim toplumundan tükeniş toplumuna doğru bir gidişattır. Günümüz insanı metalaşmanın bir parçası haline gelmiş, insanî ve vicdanî değerlere yabancılaşmıştır. Tolstoy'un deyişiyle; "Güzellik insana cana yakınlık vermez ama cana yakınlık insanı güzel yapar."
İçtenliğin, paylaşımın ve kucaklaşmanın değer kazandığı günleri görmek dileğiyle…
Egemenlerin tekelinde şekillenen bu hakim anlayışlar, son dönemlerde esnekleşerek tüm dünyayı kuşatan bir hal aldı. Genç olmak ve kalmak, karizmatik veya seksi olmak da kıstaslar arasına katıldı. Güzellik veya yakışıklılık ölçüleri, eskiden kültürden kültüre veya bireyden bireye değişkenlik gösteriyordu. Ancak kapitalist kültürün popüler kültür ve teknoloji yoluyla (sosyal medya) yayılması ve yerleşmesiyle, standart güzellik ölçüleri küresel anlamda hakim olmaya başladı. Hakiki bir kusurla yaşamaktansa dijital bir cennette yaşamayı seçenler, sosyal rekabetten kaynaklı anksiyete vb hastalıklara tutulmaya başladı. En büyük kusurun mükemmelliyetçilik olduğunu fark edemeyenler sürekli hayali bir ideal için çabalıyor. Görünür olma ve öne çıkma çabası, hayatın rekabete indirgenmesine yol açıyor. Erkek bakışın ve aklın şekillendirdiği seksilik imgesi ve kusursuz beden ölçütüne uymayan kadınlar küçümseniyor ve işe alımlarda bile elenebiliyorlar. Engelli bireyler dışlanıyor; çocuklar ve hayvanlar bile çirkinlik ve güzellik kategorileri üzerinden sevilmeye başlanıyor.
Hiç kuşkusuz beğeni ve zevklerimizin olması doğal fakat bunların sistemin tekeli ve etkisiyle belirlenmesi ve ayrımcılığa yol açması ciddi bir sorun. Düşünsel ve düşsel derinlik, duygusal zeka, etik ve sorumluluk bilinci yerine imaj ve görselliğin bu denli öne çıkarılması, tüketim toplumundan tükeniş toplumuna doğru bir gidişattır. Günümüz insanı metalaşmanın bir parçası haline gelmiş, insanî ve vicdanî değerlere yabancılaşmıştır. Tolstoy'un deyişiyle; "Güzellik insana cana yakınlık vermez ama cana yakınlık insanı güzel yapar."
İçtenliğin, paylaşımın ve kucaklaşmanın değer kazandığı günleri görmek dileğiyle…
Yorumlar
Yorum Gönder