SOL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR PERSPEKTİFLE MÜLTECİ VE SIĞINMACI MESELESİ


Zenofobi birçok ülkede artmaktadır. İklim krizi, sınıfsal eşitsizlikler, politik baskı ve savaşlar nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanlara karşı sistematik bir şekilde bazı sağcı çevreler tarafından nefret kampanyaları düzenlenmekte ve hedef haline getirilmektedirler. Ucuz işgücü olarak sermaye tarafından sömürülen sığınmacılar, egemen kimlikler tarafından da nefret objesi haline getirilmektedirler. Medya, internet ve siyaset alanı üzerinden ayrımcı ve hedef gösterici haberler yapılmakta, sığınmacılar toplumsal huzursuzluğun ana faili olarak gösterilmektedir. Halbuki tüm araştırma ve veriler, sığınmacı veya göçmenlerden kaynaklı suç oranlarının oldukça düşük olduğunu göstermektedir.

Zaten zenofobinin kitlesel bir nefret salgınına dönüşme nedeni, gerçeklikten kopuk şoven ve proveke edici paranoyaların ve doğrulanamayan bilgilerin dolaşıma sokulması ve halkların birbirine karşı önyargıyla donatılmasıdır.

Medyanın sosyal ve yapısal eşitsizlikleri örten ve gerilimi artıran çarpık ve yanlış haberleri de, toplumsal şiddet potansiyelini somut bir tehdit haline getirmektedir. Örneğin bir sığınmacı veya göçmenin karıştığı bir suç özellikle etnik kimliği öne sürülerek haberleştirilmektedir. Böylece suçlar bir grup veya halka mal edilmekte, "yabancı" görülen insanlarla özdeşleştirilmektedir.

 

Sığınmacı göçmen veya mülteci meselesinde; anti faşist tavrın gerekliliği olarak hiçbir kapitalist politikaya eklemlenmeden, insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde, sınıfsal boyutlarını da gözardı etmeden, ırkçılık karşıtı bir duruş sergilemek gerekmektedir. Aksi takdirde, ırkçı paranoya ve nefret salgını herkesin sağcı bir yere savrulmasına yol açar ve zenofobik nefret yoksul sığınmacılara yönelik korkutucu şiddet pratiklerine yol açabilir. Tüm faşist rejimlerde ve yoksullaşmanın derinleştiği süreçlerde, kitleler egemenler tarafından manipüle edilerek, azınlık olan ulus veya inançlara karşı kışkırtılmıştır. Böylece sömürünün kaynağı ve sebebi olan ayrıcalıklı gruplar düzenlerini sürdürebilmiştir. Ayrımcı nefret politikalarının büyütülmesi, göçün nedeni olan tüm sebebleri görünmez kılmakta ve göçe sebeb olan asıl failleri, yani egemenleri aklamaktadır.

 

Sığınmacı ve mülteciler dünyanın her yerinde, hem açlık ve ırkçılıkla mücadele etmektedir hem de yabancısı oldukları bir kültüre uyum sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu konuda kendini sol, eşitlik ve demokrasi cephesinde görenlerin de sorumlukları vardır. Sosyal ve yapısal şovenizme karşı yanlarında durmak ve eşitlik taleplerine sahip çıkmak gerekir. Ezilenlerden taraf biri olarak, bu meselenin savaş ve milliyetçilik karşıtı insan hak ve özgürlükleri üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda, zenofobi bir nefret suçudur. Yeryüzündeki tüm devlet sınırlarının kurgu, adalet duygusu ve eşitlik mücadelesinin ise gerçek olduğuna inanıyorum.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GELECEK ÜZERİNE

SPİNOZA İLE TANIŞMAK

SPİNOZA'NIN GÖZÜYLE DEMOKRASİ