ARABİ ÜZERİNE

Spinoza üzerine yazdığım metni yayımladıktan hemen sonra bu metni yazıyorum. Ne alaka denilebilir; Arabî üzerine düşünmek, ona  dikkat çekmek kimilerince tuhaf karşılanabilir. Öyle düşünüp hissetmediğimi belirtmek isterim, ikisi de tarihsel ve düşünsel açıdan önemli şahsiyetlerdir diye düşünüyorum.

 

Arabî'yi ilk olarak "Fususu'l-Hikem"

kitabıyla tanımıştım. Ayşe Şasa'nın hayat hikâyesi üzerindeki etkisini öğrenince de merakım iyice artmıştı.

 

Arabî, ya yüceltilmiş ve "Şeyh'ül Ekber" olarak görülmüş ya da nefret edilerek "Mülhid" ilan edilmiştir. Hem nefret hem de sevgi nesnesi olması, Müslümanlar üzerindeki güçlü etkisini göstermektedir. Arabî'ye ilişkin çok sayıda kitap bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı şöyle: Toshihiko Izutsu'nun, "İbn- i Arabî'nin Füsus'undaki Anahtar Kavramlar"; Muhammed Hacı Yusuf'un "İbnü'l Arabî: Zaman ve Kozmoloji"; Lan Almond, "İbni Arabî ve Derrida"; Kevser Yeşiltaş'ın "Arif İçin Din Yoktur" ve Peter Lamborn Wilson'un Arabî'den feyzle oluşturduğu heterodoks İslam örneği kabul edilebilecek, "Şeyh-ül Ekber Muhyiddin İbn Arabî İle Yolda"...

 

Almond'un "İbni Arabî ve Derrida" isimli kitabına özel bir önem atfediyorum. Almond kitabında, Arabî'nin muhtemelen tekâmül etmiş Neo Eflatunik geleneğin bir parçası olduğunu belirtmektedir. Ki aynı tespit başka yazarlar tarafından da yapılmaktadır. Arabi, Plotinus’un öncülük ettiği Neo-Platonizm ekolünden bağımsız düşünülemez. Almond kimilerince "panteizm" olarak karşılanan “Vahdet i Vucud” öğretisine ilişkin de şunu söyler: "İbni Arabî'nin vahdet-i vücut öğretisi panteizm değildir. Şeyh'in yaptığı; bütün eşyanın antik statüsünü ve aslını, aynı zamanda onların ontolojik hususiyetlerini koruyarak Tanrı'ya yeniden atfetme girişimidir. Böyle bir düşünce sisteminde, insanın varoluşunun gayesi, ruhunun kutsal aslına tedrici bir yolla, yani bir dizi makam ve mertebelerden geçerek Tanrı'ya doğru tekâmül ettirici bir geri dönüşle farkına varmadır."

 

Kevser Yeşiltaş’ın, "Arif İçin Din Yoktur" kitabının başlığı ve içeriği de dikkat çekicidir diye düşünüyorum. Yeşiltaş, Arabî'nin Futuhat-ı Mekkiye'de söylediği, "Bir irfan sahibi hakikaten arif olduğu zaman bir itikat ile kayıtlanmaz" cümlesini şöyle yorumlamaktadır:

"Herkes kendi inanç ve itikadından hareketle zihninde oluşturduğu bir Rab anlayışıyla Rabb'ini bilir. Lakin bu biliş Hakikatin Hakikati değil, sadece gerçekliktir. Ancak gerçeklikler Hakikat değil, Hakikate en yakın olandır. İtikatlar ve inanç sistemleri insanları bir yere kadar götürür. Daha ilerisi için bunların terki gereklidir." 

Bu açıdan bakıldığında, her insan "insân-ı kâmil" potansiyeli taşımakta ve önemli olan ruhun tekamülüdür. Bu görüş kısmen, Alevilikteki "devir inancı" ile de benzeşmektedir.

 

Arabî'nin derinlikli felsefesi, birçok açıdan

Geleneksel İslam inancından farklılaşmaktadır. Dolayısıyla dinî otoriteler ile Arabî'nin Vahdet-i Vücûd ekolü arasında hep gergin ve çatışmacı bir ilişki olmuştur. Trajikomik bir şekilde günümüzde ise, Arabî ismi, sağcı tarih anlatısı ve akıl karşıtı "mistik" piyasalar için kullanışlı bir malzeme ve marka olmuştur. Sermayenin ve iktidarın her yere nufuz ettiğini gösteren bir durumdur bu. Sufizmi ve özellikle Arabî ekolünü; popüler kültür, aktüel politika ve sağcılığın cenderesinden kurtarıp hak ettiği yer olan inanç felsefeleri alanında tartışmak gerekir.

 








































Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GELECEK ÜZERİNE

SPİNOZA İLE TANIŞMAK

SPİNOZA'NIN GÖZÜYLE DEMOKRASİ