DÜNYANIN NAZİLEŞMESİ
Faşizm, nefretin en uç semptomlarından biri diye tanımlanabilir. Faşizmin kendiliğinden oluşmadığını, sosyokültürel bir tahakkümden beslendiğini bilmek gerekiyor.
Faşizmin genel özellikleri; anti demokratik bir lider kültü, totaliter bir parti rejimi, şovenist bir ideolojik çizgi ve mutlak iktidar diye özetlenebilir. Aynı zamanda, hukuk dışı güç aygıtlarıyla çalışan zorba bir yönetim biçimidir.
Tarihin en karanlık dönemleri, faşistlerin veya diktatörlerin hakimiyetinde geçen zamanlardır. Bu en karanlık dönemlerden biri de, bilindiği gibi Nazi dönemidir. Nazilerin, yoksullaştırılmış halk kitlelerinin üzerinden iktidarlaştıkları bilinmektedir. Sınıfsal eşitsizliklerin nedeni olarak da, başta Yahudi toplumu olmak üzere azınlıkları hedef olarak gösterdiler. Kitleleri emperyal ve kapitalist bir cennet hayaliyle büyülediler. Bu etkileşimin sonucunda, korkunç bir yıkımla karşılaştılar.
Son zamanlarda, küresel çapta radikal sağın güçlenmesi, bir "Faşizme dönüş" tedirginliği yaratmaktadır. Özellikle Avrupa'da ortaya çıkan neo faşist akımlar, ırkçı karekterlerini zenofobi veya İslamofobi şeklinde göstermektedirler. Bu faşizan sağın içinde, göçmen karşıtlığı ve homofobi gibi nefret dalgaları da bulunmaktadır. Mevcut aşırı sağ hareketlerin özelliklerinden biri de, manipülatif ve ajitatif propaganda biçimleri ve gerçeklikle bağdaşmayan irrasyonel kurgusal evrenleridir. Bu bağlamda trajikomik örnekler de mevcuttur.
Demokratik olduğunu iddia eden beyaz Avrupa medeniyetinde bile, faşizan veya şoven politikacıların rağbet görmesi, hem batılı devletlerin sömürgeci ve beyaz adam geleneğinden kopamadığını göstermektedir, hem de batılı kitlelerin konfor alanlarına tehdit olarak gördükleri her ötekiyi bir nefret objesi haline getirdiğinin işaretidir.
Korku ve kitlesel kaygıların düşmanlaştırıcı politikaları güçlendirebileceğini gözardı etmemek gerekiyor. Ayrıca demokratik kazanım ve refah, bir kıta, ulus, din veya sınıfın tekelindeki bir ayrıcalık değil, herkesin doğuştan hakkıdır. Aşırı sağın ikiyüzlü tavrı, nihai amacının ve kaygısının demokrasiden ziyade sermaye olduğunu ortaya koymaktadır. Egemenler, demokrasinin işleyişini kısıtlayarak kapitalist düzeni korumaktadırlar. Aslında kendilerine tehdit olarak gördükleri, daha fazla çoğulculuk, adil paylaşım ve demokrasidir. Zaten gelişmiş bir demokrasinin ana unsurlarından biri, ayrım gözetmeksizin, herkesin demokrasinin bir öznesi ve muhattabı olabileceği gerçeğidir.
Faşist sağın yükselişi, aynı zamanda sömürü sisteminin örtülmesi ve adalet meselesinin
görünmez kılmasını da sağlamıştır. Burjuva devletlerindeki bu "hokus pokus" her defasında başarılı olmaktadır. Faşizm, kitlelerin örgütsüzlüğünden ve güçsüzlüğünden nemalanıp iktidara eklemlerken, sol hareketler de gittikçe zayıflamaktadır. Halbuki ihtiyaç duyulan; anti faşist, anti totaliter ve nefret karşıtı sol hareketlerdir.
Dünyamız çok ciddi sorunlarla boğuşmaktadır: temiz su krizi, gıda adaletsizliği, göç, iklim adaletsizliği ve savaşlar gibi.. Dünyaya nefes aldıracak olan şey,
savaş karşıtı akılcı, eşitlikçi ve çözüm odaklı politikalardır. İnsanlık ortak sorunlara ortak çözümler üretmelidir. Aksi takdirde, altıncı yok oluş kaçınılmaz bir son olacaktır.
Faşizmin genel özellikleri; anti demokratik bir lider kültü, totaliter bir parti rejimi, şovenist bir ideolojik çizgi ve mutlak iktidar diye özetlenebilir. Aynı zamanda, hukuk dışı güç aygıtlarıyla çalışan zorba bir yönetim biçimidir.
Tarihin en karanlık dönemleri, faşistlerin veya diktatörlerin hakimiyetinde geçen zamanlardır. Bu en karanlık dönemlerden biri de, bilindiği gibi Nazi dönemidir. Nazilerin, yoksullaştırılmış halk kitlelerinin üzerinden iktidarlaştıkları bilinmektedir. Sınıfsal eşitsizliklerin nedeni olarak da, başta Yahudi toplumu olmak üzere azınlıkları hedef olarak gösterdiler. Kitleleri emperyal ve kapitalist bir cennet hayaliyle büyülediler. Bu etkileşimin sonucunda, korkunç bir yıkımla karşılaştılar.
Son zamanlarda, küresel çapta radikal sağın güçlenmesi, bir "Faşizme dönüş" tedirginliği yaratmaktadır. Özellikle Avrupa'da ortaya çıkan neo faşist akımlar, ırkçı karekterlerini zenofobi veya İslamofobi şeklinde göstermektedirler. Bu faşizan sağın içinde, göçmen karşıtlığı ve homofobi gibi nefret dalgaları da bulunmaktadır. Mevcut aşırı sağ hareketlerin özelliklerinden biri de, manipülatif ve ajitatif propaganda biçimleri ve gerçeklikle bağdaşmayan irrasyonel kurgusal evrenleridir. Bu bağlamda trajikomik örnekler de mevcuttur.
Demokratik olduğunu iddia eden beyaz Avrupa medeniyetinde bile, faşizan veya şoven politikacıların rağbet görmesi, hem batılı devletlerin sömürgeci ve beyaz adam geleneğinden kopamadığını göstermektedir, hem de batılı kitlelerin konfor alanlarına tehdit olarak gördükleri her ötekiyi bir nefret objesi haline getirdiğinin işaretidir.
Korku ve kitlesel kaygıların düşmanlaştırıcı politikaları güçlendirebileceğini gözardı etmemek gerekiyor. Ayrıca demokratik kazanım ve refah, bir kıta, ulus, din veya sınıfın tekelindeki bir ayrıcalık değil, herkesin doğuştan hakkıdır. Aşırı sağın ikiyüzlü tavrı, nihai amacının ve kaygısının demokrasiden ziyade sermaye olduğunu ortaya koymaktadır. Egemenler, demokrasinin işleyişini kısıtlayarak kapitalist düzeni korumaktadırlar. Aslında kendilerine tehdit olarak gördükleri, daha fazla çoğulculuk, adil paylaşım ve demokrasidir. Zaten gelişmiş bir demokrasinin ana unsurlarından biri, ayrım gözetmeksizin, herkesin demokrasinin bir öznesi ve muhattabı olabileceği gerçeğidir.
Faşist sağın yükselişi, aynı zamanda sömürü sisteminin örtülmesi ve adalet meselesinin
görünmez kılmasını da sağlamıştır. Burjuva devletlerindeki bu "hokus pokus" her defasında başarılı olmaktadır. Faşizm, kitlelerin örgütsüzlüğünden ve güçsüzlüğünden nemalanıp iktidara eklemlerken, sol hareketler de gittikçe zayıflamaktadır. Halbuki ihtiyaç duyulan; anti faşist, anti totaliter ve nefret karşıtı sol hareketlerdir.
Dünyamız çok ciddi sorunlarla boğuşmaktadır: temiz su krizi, gıda adaletsizliği, göç, iklim adaletsizliği ve savaşlar gibi.. Dünyaya nefes aldıracak olan şey,
savaş karşıtı akılcı, eşitlikçi ve çözüm odaklı politikalardır. İnsanlık ortak sorunlara ortak çözümler üretmelidir. Aksi takdirde, altıncı yok oluş kaçınılmaz bir son olacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder