İLİŞKİLERDE NARSİZM VEYA NARSİSTLERİN İLİŞKİSİ
İlişkilerin insan yaşamı üzerindeki etkisi yadsınamaz. Dolayısıyla başta duygusal ilişkiler olmak üzere sosyal ilişkiler konuşulmaya değer önemli bir konu haline gelmektedir.
Etrafımızı dikkatlice gözlemlediğimizde, toksik ilişkilerin bir hayli yaygın olduğu göze çarpmaktadır. Bu tür ilişkiler hem bireylerin bağlanma biçimi ve kişilik kompleksinden kaynaklanır hem de bireyi içine alan ve şekillendiren sosyo-kültürel gerçeklikten beslenir. Narsistik eğilimlerin yok sayılması insanı anlamayı imkansızlaştırırken, insanın narsistik eğilimlerini yüceltmek ve onu narsisizmle sınırlandırarak tanımlamak da bir yanılsamaya yol açmaktadır.
Duygusal ilişkiler içinde en yorucu ilişki biçimlerinden biri, narsist ve manipülatif ilişkilerdir. Narsist kişilik bozukluğu olan partnerler, ilişkilerde çeşitli manipülasyonlara başvurarak dominant davranmaktadır. İlişkilerdeki duygusal yoğunluk bu tür manipülasyonların fark edilmesini geciktirebilmektedir. Manipüle edilen birey, ilişki sonrası ardına baktığında iç dünyasında ciddi hasarlar yaşayabilmektedir. İlişkilerin ekseriyetle etik olgunluk ve duygusal zekadan yoksun yaşanması ve kapitalizmin kuşatıcılığı içinde belirlenmesi ilişkilerin toksikleşme riskini artırmaktadır. Çünkü mevcut sistem eşit haklara dayalı kolektif bir bilincin inşasından ziyade benmerkeziyetçiliği önermektedir. Dolayısıyla narsistik ilişkiler kadar olmasa da, tüm ilişkilenme ve ilişkileri sürdürme biçimleri bu benmerkeziyetçi veya kültürel çürüme içinde yaşanmaktadır. Birbirini anlamak ve farklılıkları koruyarak ortaklaşmak yerine, bir tahakküm yarışı içinde çürümek insan zihninin ve kültürel evriminin toyluğunu göstermektedir.
Sevme ve sevilme biçimlerimizin şekillenmesinde ebeveynlerimiz ve çocukluk evresi son derece önemlidir. Örneğin ebeveyn kaygılı bağlanıyorsa, muhtemelen çocuk da ya kaygılı bağlanıyor ya da bu etki içinde sevme biçimini oluşturuyordur. Çocukluk evresindeki otorite figürleri de bireyin zihinsel ve duygusal alışkanlıklarını şekillendirebilmektedir. Her ilişkideki narsistik potansiyel reddedilemez ama narsistik ve manipülatif ilişkilerdeki yıkıcı ve yorucu durum kurban için ciddi bir travma kaynağıdır.
Hiç kuşkusuz sevgisizliğin bir nedeni de yanlış "sevme" biçimlerimizdir. Sevgimizin içini akıl, vicdan ve eşitlikle doldurursak, zehri üreten toplumsal bataklığı da kurutmuş oluruz. Sevginin de yeniden öğrenebildiğini ve daha iyisinin icat edilebileceğini de unutmamalıyız.
Etrafımızı dikkatlice gözlemlediğimizde, toksik ilişkilerin bir hayli yaygın olduğu göze çarpmaktadır. Bu tür ilişkiler hem bireylerin bağlanma biçimi ve kişilik kompleksinden kaynaklanır hem de bireyi içine alan ve şekillendiren sosyo-kültürel gerçeklikten beslenir. Narsistik eğilimlerin yok sayılması insanı anlamayı imkansızlaştırırken, insanın narsistik eğilimlerini yüceltmek ve onu narsisizmle sınırlandırarak tanımlamak da bir yanılsamaya yol açmaktadır.
Duygusal ilişkiler içinde en yorucu ilişki biçimlerinden biri, narsist ve manipülatif ilişkilerdir. Narsist kişilik bozukluğu olan partnerler, ilişkilerde çeşitli manipülasyonlara başvurarak dominant davranmaktadır. İlişkilerdeki duygusal yoğunluk bu tür manipülasyonların fark edilmesini geciktirebilmektedir. Manipüle edilen birey, ilişki sonrası ardına baktığında iç dünyasında ciddi hasarlar yaşayabilmektedir. İlişkilerin ekseriyetle etik olgunluk ve duygusal zekadan yoksun yaşanması ve kapitalizmin kuşatıcılığı içinde belirlenmesi ilişkilerin toksikleşme riskini artırmaktadır. Çünkü mevcut sistem eşit haklara dayalı kolektif bir bilincin inşasından ziyade benmerkeziyetçiliği önermektedir. Dolayısıyla narsistik ilişkiler kadar olmasa da, tüm ilişkilenme ve ilişkileri sürdürme biçimleri bu benmerkeziyetçi veya kültürel çürüme içinde yaşanmaktadır. Birbirini anlamak ve farklılıkları koruyarak ortaklaşmak yerine, bir tahakküm yarışı içinde çürümek insan zihninin ve kültürel evriminin toyluğunu göstermektedir.
Sevme ve sevilme biçimlerimizin şekillenmesinde ebeveynlerimiz ve çocukluk evresi son derece önemlidir. Örneğin ebeveyn kaygılı bağlanıyorsa, muhtemelen çocuk da ya kaygılı bağlanıyor ya da bu etki içinde sevme biçimini oluşturuyordur. Çocukluk evresindeki otorite figürleri de bireyin zihinsel ve duygusal alışkanlıklarını şekillendirebilmektedir. Her ilişkideki narsistik potansiyel reddedilemez ama narsistik ve manipülatif ilişkilerdeki yıkıcı ve yorucu durum kurban için ciddi bir travma kaynağıdır.
Hiç kuşkusuz sevgisizliğin bir nedeni de yanlış "sevme" biçimlerimizdir. Sevgimizin içini akıl, vicdan ve eşitlikle doldurursak, zehri üreten toplumsal bataklığı da kurutmuş oluruz. Sevginin de yeniden öğrenebildiğini ve daha iyisinin icat edilebileceğini de unutmamalıyız.
Yorumlar
Yorum Gönder