DÜŞÜNMEK VE ÖZGÜRLEŞMEK
Düşünce özgürlüğü için düşünebilme özgürlüğünün ve yetkinliğinin olması gerek.
Herkesin tektipleşmiş bir düşünce kalıbına sahip olduğu yerde düşünce özgürlüğü olduğunu varsaymak büyük bir yanılgıdır.
Ne düşüneceğimize ve nasıl düşüneceğimize karar verilmiş bir coğrafya, entelektüel açıdan kurak ve çoraktır. Fouacault'un dediği gibi:
"Bir yerde herkes birbirine benziyorsa; orada kimse yok demektir."
Ayrıca politik açıdan kimlikler ve sınıflar arasında bariz bir ayrıcalık farkı ve ayrımcılık bulunur.
Örneğin; bir Alevinin kendini Müslümanlık dışında tanımlaması, ifade etmesi
çeşitli sosyal veya yapısal cezalarla karşılaşabilir, çünkü bir sünninin sahip olduğu ifade ayrıcalığına sahip değildir.
Aynı zamanda bir Kürdün de Kürt meselesine ilişkin tavrı, tutuklanmasına yol açabilir.
Bu durum lgbti bireylerden ateistlere kadar birçok topluluk için geçerlidir. Müesses nizamda temsil edilenlerle edilmeyenler arasında bariz bir statü farkı vardır.
kendini sistemin kutsalları içinde konumlandırmayanlar imtiyazlardan yararlanamaz.
Dolayısıyla düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünden dolayı cezalandırılanlar
genellikle ötekilerdir.
Burjuva demokrasilerinde ise düşünce özgürlüğü, liberal sınırlar içinde bir çeşitlilik ve renklilik olarak görülür. Düşünsel kudretin kolektif bir tahayyüle dönüşmesi ve eylemselleşmesi ise tehlikeli adledilir.
Örneğin; Emma Goldman yaşamış olsaydı,
fikirleri ve mücadelesi nedeniyle
sayısız baskı ve sınırlamaya maruz kalırdı.
Yani en liberal maskeli devlette bile
düşünce ve ifade özgürlüğü, etkileri ve sonuçları itibariyle ele alınır,
genişletilir ve daralır.
Düşünsel ve düşsel derinlik birbiriyle ilişkilidir.
Hayalgücüne özen gösteren birinin,
düşünsel yaratıcılığı da özgün ve aktiftir.
Sosyokültürel yapılardan azade,
bağımsız bir kişilik kazanmıştır.
Düşünce özgürlüğü için düşünceleri ehlileşmemiş bireylere ihtiyacımız bulunmaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder